İçeriğe geç

Karamanoğlu soyu devam ediyor mu ?

Kapalıçarşı Nereye Aittir?

(Kapalıçarşı: İstanbullunun Kalbi mi, Yoksa Bir Anlam Çıkartmak Mı?)

Giriş: Kapalıçarşı’nın Gizemli Dünyası

İzmir’de büyüdüm, dolayısıyla Kapalıçarşı’yı ilk gördüğümde hayal kırıklığına uğramıştım. Herkes anlatıyordu, “Yani, öyle bir yer ki, sanki tüm dünya orada!” Hani bazen çok meşhur bir şarkı dinlersin, ama birden tıkladığın anda, şarkı seni değil, sen şarkıyı yakalıyorsundur? İşte Kapalıçarşı da biraz öyleydi benim için. Yani, İstanbul’un o kalbi atıyor falan ama ben o atışları duyacak kadar yakın değilim.

Kapalıçarşı nereye aittir? sorusuyla başlamak istiyorum. Çünkü bu soru, hem şehri hem de kafamı karıştıran bir mesele oldu. Düşünsene, bir yer var, içinde labirent gibi sokaklar, sayısız dükkan, yüzlerce insan ve sonsuz bir alışveriş akışı var. Ama bu yer tam olarak kime ait? Devlet mi? İstanbul mu? Yoksa Kapalıçarşı’nın kendine ait bir ruhu mu var?

Bunu bir türlü çözemedim. O yüzden biraz kafa patlattım, derinlemesine düşündüm ve bazı komik yanılgılara da düştüm. Dur, hepsini anlatacağım. Hazır mısınız? (Bunu derken sadece bir izleyici kitlesi aramadım, iç sesime sesleniyorum aslında.)

Kapalıçarşı’nın Sahibi Kim? (Ve Birkaç Espri)

“Kapalıçarşı nereye aittir?” sorusunun cevabını bulmaya çalışırken bir sürü olasılık aklımdan geçti. İlk başta düşündüm ki: “Burası bir devlet malı mı?” Yani, sonuçta bir sürü esnaf var, onlar da bir şekilde iş yapıyorlar. Ama sonra, ”Hayır ya, bu kadar dükkanın hepsi bir arada nasıl devlete ait olur?” diye düşündüm. Devletin pek böyle kalabalık yerlerle ilgisi olmaz diye düşündüm. Hani ne bileyim, ben en fazla belediyeye ait bir park görmüştüm, gittiğimizde sadece banklarda uyuyan birkaç amca vardı. Kapalıçarşı ise… Hayır, kesinlikle park falan olamaz.

Daha sonra dedim ki, “Acaba burada bir mafya var mı?” Bildiğiniz mafya. Çünkü ne zaman gittiğinizde, esnafın yüzünde hep aynı, “Ne istersiniz? Ben de bir şeyler anlatayım, ama siz anlamazsınız…” havası var. Dükkanların kapıları o kadar eski ve ağır ki, adeta bir savaş alanını andırıyor. Herkes birbirinin peşinden koşuyor, ama sanki kimse kimseye bakmıyor. “Aa, ben bunu zaten biliyorum, ne diye soruyorsun?” şeklinde bir iç monolog var. İstanbul’da hayat bir gizemdir ve bu gizem Kapalıçarşı’da yoğunlaşır.

Sahip Kim? Devlet Mi, Esnaf mı, Kapalıçarşı mı?

Öncelikle, hemen söyleyeyim; Kapalıçarşı sadece bir mekân değil, bir ruh! O ruh da, kendi içinde bir karmaşa barındırıyor. Esnaflar bir şekilde birbirlerinden bağımsız olarak birbirlerini tamamlıyorlar. Yani, Kapalıçarşı’da bir satıcı size altın satarken, bir diğeri döner satıyor, başka biri ipek halı satıyor, bir diğeri ise antika bir saati anlatıyor. Sonunda, bir şekilde hepsi birbirine dahil oluyor ve her şeyin bir sahibi var: Kapalıçarşı’nın ruhu.

Tabii, bazen biraz daha gerçekçi olalım dedim. Peki, gerçekten bu kadar basit mi? Herkesin burada kendi işini yapması ve hepimizin birbirine saygı duyması mı? Esnaf orada, her şey kendi kendine mi dönüyor? Hayır. İstanbul’un en büyük ticaret alanlarından birinde, her türlü karmaşa olabilir. Ama en büyük sorun şu: “Kapalıçarşı nereye aittir?”

Bir defasında, arkadaşım Furkan’la oraya gitmiştik. O zamanlar çok gençtik ve Kapalıçarşı’nın derinliklerinde kaybolmaya başladık. Furkan bir ipek şal almak istedi. O kadar satıcı vardı ki, hangisini alacağını bilemedi. Bir satıcı “Bunu çok beğenirsiniz, burası çok ünlü, sadece burada var!” dedi. O an içimden “Ya, kardeşim, kapalıçârşının neresinde ünlü olmayan var?” dedim ama sesimi çıkarmadım. Furkan şalı aldı, ben de ona bağırmadan, “Alma, benimle gel!” diye içimden söylendim.

O zaman dedim ki, “Yani, şu şehri yöneten biri var mı ki burada? Kimse nerede olduğunu tam olarak bilmiyor, ya da kimse kimseyi anlamıyor.”

Kapalıçarşı’da Bir Gün: Dükkanlar Arası Kaybolmak

Kapalıçarşı’da geçirdiğim her saniye aslında ayrı bir macera. Her zaman, “Evet, ben de şu kadar yıllık İstanbul’u gezen bir insanım” diye övünürüm, ama Kapalıçarşı’da her seferinde kaybolurum. Yani, kesinlikle biri bu alanda bir yerlere koymuş ve her köşede “Yolda kaybolursan ne yaparsın?” sorusunu sormayı unutmuş!

Bir seferinde, 7. dükkanın ardından 14. dükkanı da gördüm. O kadar labirent gibi bir yapı ki, orada kaybolmak, kendini bulmaktan çok daha zor. Burası nereye ait?

En komik olanı, bir kez yanlışlıkla bir kuyumcuya girdim. “Beni dinleyin, işte bu altın, bana ait, bunu siz almak zorundasınız!” diye bağırıyorlardı. Ama orada bir şey fark ettim: Kuyumcu dükkanlarında hiç kimse altını doğru dürüst inceler gibi bakmaz. Kafalarında sadece, “Al bunu, bu da senin için çok uygun” diye bir düşünce var.

O kadar çok “kimin sahibi olduğu” sorusuyla kafam karıştı ki, ”Benim düşündüğüm o ruh, belki de herkesin kendisine ait olan bir şeydi.” Sonuçta, bu karmaşanın içinde bir şeyler bulmak, bir nebze de olsa, bir his.

Sonuç: Kapalıçarşı ve Kimlik Arayışı

Kapalıçarşı, sahiplikten çok daha fazlasını ifade eder. Kimse tam olarak kime ait olduğunu bilmez, ama her biri bir parçasıdır. İstanbul’un kalbinin attığı bu yer, bir türlü kesin bir sahiplik tanımıyor. Belki de doğru cevap şu: Kapalıçarşı, kimseye ait olmamakla birlikte, herkese ait olan bir yer.

Öyleyse, bir dahaki seferinde, Kapalıçarşı’da kaybolduğunda, “Burası nereye aittir?” sorusunu sormak yerine, sadece o anın tadını çıkar! Ama yine de dikkat et, belki o şal seni bekliyordur…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort deneme bonusu
Sitemap
elexbetbetexper yeni girişilbet